Erozyonun canlılara verdiği zararlar nelerdir
Erozyonun canlılara verdiği zararlar nelerdir?
1- Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
2- Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
3- Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur.
4- Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
6- Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsahızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Erozyona yol açan etmenler
1- İklimin yarıkurak olması
2- Bitki örtüsünün tahrip edilmesi
3- Engebeli arazi yapısı ve eğim fazlalığı
4- Meralarda aşırı otlatılma yapılması
5- Toprakların nadasa bırakılması
6- Hızlı nüfus artışı (Bitki örtüsü tahribi, yanlış arazi kullanımı)
7- Eğimli yerlerde tarla açılması ve tarlaların eğime paralel sürülmesi
• Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
• Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
• Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
• Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
• Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
Doğal dengeyi yeniden tesis etmeliyiz. Öncelikle orman varlığımızı kalite ve miktar olarak iyileştirmeli, genel alanımızın % 26′sı civarında olan ormanlarımızı % 30′ların üzerine çıkarmalıyız. Hayvan otlatmayı kontrollü yaptırmalıyız. Ahır hayvancılığını özendirmeliyiz. Meraları ıslah etmeliyiz. Yanlış arazi kullanmayı önlemeliyiz. Milletçe el ele vererek fidan dikmeliyiz. Unutmamalıyız ki ormanalrımız toprağı koruyan, su kaynaklarını geliştiren, havayı temizleyen yapısıyla milli servetimizdir. Korursak kendini yeniler, gelişir.
Erozyon kontrol çalışmaları tek bir kuruluşun, şahsın çalışmaları ile önlenemez. Birlikten güç doğar ilkesi bu çalışmalar için de geçerlidir. Bir havzada faaliyet gösteren tüm kuruluşların ve halkın birlikte hareketi ile erozyon önlenir. AĞAÇLANDIRMA ve EROZYON KONTROLÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nün katkıları ormanlık sahalarda, orman rejimine alınan sahalarda aldığı tedbirler ve diğer kuruluşlarla birlikte ortak projeler üreterek olmaktadır.
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatı olan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Baş Mühendilikleri ve Ağaçlandırm Mühendilikleri ile çalışmalar öncelikle yamaç arazilerde yapılmaktadır.
YAMAÇ ARAZİ ISLAH ÇALIŞMALARI
Teras: Yamaç arazi çalışmalarında öncelikle teraslama çalışmaları gelmektedir. Belirli aralıklarda ve uygun boyutlarda tesviye eğrilerine paralel toprağın işlenmesidir. Teraslar yapıldığı yere ve şekline göre isimlendirilmektedir.
Mera Tipi Teras: Mera sahalarında yüzeysel akışı önleyecek, hayvanların geçişine mani olmayacak şekil ve aralıkta tesis edilirler.
Gradoni Teras: Fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için yamaç arazilerde açılan en ekonomik teraslama şeklidir.
Hendek Tipi Teras: Yine fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için, fazla yamaç suyu olan yerlerde tesis edilen teras tipidir.
Akılcı Tip Teras: Fazla gelen yamaç sularını dere yataklarına göndermek için açılan teraslardır.
Örme Çit: Yerleşim yerlerini tehdit eden gevşek yapılı yamaçlarda toprağı stabil hale getirmek ve ağaçlandırmak için yapılan çalışmalardır.
Çalı Takviyeli Teras: Gevşek yapılı yamaçlarda terasların dayanıklılığın arttırmak için yapılan çalışmalardır.
Otlandırma: Sarp ve gevşek yapılı yamaçlarda, sığ topraklı yerlerde yüzeysel akışı önlemek veya zarar vermeyecek düzeye indirmek üzere yapılan erozyon kontrolu çalışmalarıdır. Ot örtüsünün hem yağmurun darbe tesirini hem de yüzeysel akışı azaltıcı bir rolü vardır. Erozyon kontrolu çalışmalarında mutlaka önem verilmelidir.
Canlandırma Kesimi: Sürgün veren ağaç türlerinin kök ve kütüklerini sürgün vermeye zorlamak üzere yapılan çalışmalardır.
Mera Islah Çalışmaları: Kapalılığı bozulmuş, dejenere olmuş otlak sahaların otlatma planlaması, gübreleme, teraslama çalışmaları ile yapılan erozyon önleyici ve ot üretimini artırıcı çalışmalardır.
MERA ISLAH ÇALIŞMALARI
Yamaç arazi çalışmaları ile birlikte yürütülen çalışamalarımızdır.
• Amaç: Suların yataklarında sebep olduğu taban ve kıyı oyulmalarını önlemektir. Dere içlerinde belirli sıklıkta ve şekilde yapılan bu enine objeler ile derelerde denge meyili sağlanarak, suların hızı azaltılıp oyma ve aşındırma niteliği ortadan kaldırılarak rusubat akışı önlenmekte derenin ekseni istikametine akması sağlanmaktadır. Enine objelerin arkalarının dolmasını takiben yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
• Kuru Duvar Eşik: Harç kullanmadan duvar örmeye elverişli taşların olduğu yerlerde, hesaplanan aralıklarda tesis edililer.
• Harçlı Islah Sekileri: Kurutaş duvarlarının yeterli olmayacağı yerlerde, hesaplanan aralıklarla ve 1,50 – 2,00 m’den yüksek olmamak şartı ile inşa edilirler.
• Canlı Eşikler: Yeterli taşın bulunmadığı yerlerde azami 1,00 m. yükseklikte kazık çalı demetleri, örme materiyali olarak kullanılan dallarla yapılan, oyulmayı önleyici çalışmalardır.
•
RUZGAR EROZYONUNA KARŞI ÇALIŞMALARIMIZ
• Amaç: Kumulların, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini istilasının önlenmesidir.
• Ön Kumul Tespiti ve Fiziki Stabilizasyonu: Rüzgar istikametine dik ve birbirine paralel yapılan cansız perdelerle kumun 3 – 5 metre yüksekliğinde bir yığın teşkil etmesinin sağlanmasıdır. Bu kumul üzerinde yapılan perdeler yüksekliğin 8 – 10 katı mesafedeki alanı rüzgarlardan koruyabilmektedir.
• Ön Kumulun Biyolojik Stabilizasonu ( Devamlı Tedbirler ): Yöreye uygun çok yıllık otsu bitkiler, çalılar ve yalancı akasya, kıbrıs akasyası, fıstık çamı, okaliptüs, dağ selvisi, akasya gibi ağaç türleri ile kumulların devamlı olarak hareketsiz hale getirilmesidir.
• Koruyucu Orman Kuşakları: Tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini rüzgarın zararlı etkisinden ve kumul istilasından korumak için 30 – 60 m. genişlikte 20 – 50 ağaç sırasından oluşan, sırtlarda, su kesimlerinde teis edilen ormanlardır.
• Rüzgar Perdeleri: Tarım alanlarını korumak amacı ile 1- 10 ağaç sırasından, hakim ruzgar istikametlerine dik, birbirine paralel belirli aralıklarda tesis edilen ağaç ve çalılardan oluşan perdelerdir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63′ü çok şiddetli ve şiddetli, %20′si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75′inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5′inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı’na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.
Kimyasal reaksiyon çeşitleri
İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir.
Kimyasal tepkimelerde değişebilen özellikler
Atomların hacmi veya çapı
Atomların elektron düzenleri ve sayıları
Toplam potansiyel enerji
Toplam mol sayısı
Toplam molekül sayısı
Toplam hacim
Renk, koku, tat gibi fiziksel özellikler
Toplam kinetik enerji
Kimyasal tepkimesinin çeşitleri
Sentez tepkimeleri
İki ya da daha fazla basit bir madde oluşturuyorsa böyle tepkimeler Sentez tepkimler olarak adlandırılır. Ayrıca ‘analiz tepkimler’ de’ denir.
2 H2 + ½ O2 → 2H2O
2. Suda iyonlaşarak çözündükleri için çözeltileri elektrik akımını iletir.
3. Katı halde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş halleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.
Yer değiştirme tepkimeleri
Bir elementin bir bileşikle tepkimeye girerek bu bileşiklerdeki elementlerden birinin yerini aldığı tepkimelere denir.
örnek:
Zn + 2 HCI → ZnCI2 + H2 Hg(s)½O2(g)→ HgO (k) + ısı
Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir.Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren
maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.
Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur.Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.
Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.
Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir.Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:
C + O2 CO2
Kömür Oksijen Karbon dioksit
Girenler Çıkanlar (Ürün)
Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.
Tepkime Çeşitleri
Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur.Kimyasal tepkimeler, oluş şekline göre sentez, ayrışma ve yer değiştirme tepkimeleri olarak sınıflandırılabilir:
1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:
Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
C + O2 CO2
2 H2 + O2 2 H2O
2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:
Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
2 H2O 2 H2 + O2
KClO3 KCl + 3/2O2
3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:
Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
Mg + ZnO MgO + Zn
Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.
Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi
Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır.Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş
tepkime denklemi adı verilir.
Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.
Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur.Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.
Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O’nun önüne 2 yazalım;
2 H2 + O2 2 H2O
4 adet H 4 adet H
2 adet O 2 adet O
Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.Şimdi de O2’nin önüne 1/2 yazalım;
H2 + 1/2O2 H2O
2 adet H 2 adet H
1 adet O 1 adet O
Görüldüğü gibi yine tepkimeye giren ve çıkan atom sayıları denkleşti.
O hâlde, denk olmayan bir kimyasal tepkime denklemi, formüllerin
başlarına katsayılar yazılarak denk hâle getirilebilir.
Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazınız.
Örnek: ****nın formülü CH4 olduğuna göre, ****n ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.
Tepkimelerde Kütlenin Korunumu
Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin topl***** eşittir.Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur (Kükürt = Sülfür). Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.
Fe + S FeS
56 32 88 g
Giren Çıkan
kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g
Tepkimelerde Isı Alış Verişi
Kimyasal tepkimeler oluşurken maddeler ya enerji alır ya da enerji açığa çıkarır. Bazı maddelerin tepkimeye girmesi için ısı alması gerekir. Örneğin kömürün yanmaya başlaması için tutuşma sıcaklığına kadar ısıtılması gerekir. Kömür tutuştuktan sonra yanarken etrafa ısı yayar.
Isı Alan (Endotermik) Tepkime
Isı alarak gerçekleşen kimyasal olaylara endotermik tepkime denir. Isı alarak gerçekleşen bir kimyasal tepkime denkleminde girenler tarafında ısı alındığı belirtilir.
Örneğin; kireçtaşı (kalsiyum karbonat) ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit oluşur. Bunun tepkime denklemi şöyledir:
CaCO3 + Isı CaO + CO2
Bu denklemde de görüldüğü gibi endotermik reaksiyonlarda ısı girenler tarafında yazılır.
Isı Veren (Ekzotermik) Tepkime
Isı vererek gerçekleşen kimyasal olaylara ekzotermik tepkime denir.Isı vererek gerçekleşen bir kimyasal tepkime denklemi yazılırken çıkanlar tarafında dışarı ısı verildiği belirtilir.
Örneğin karbonun oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit gazı ve ısı açığa çıkar. Bu olayın tepkime denklemi;
C + O2 CO2 + Isı şeklinde belirtilir.
Yanma tepkimeleri, maddelerin oksijenle tepkimeye girmesiyle gerçekleşir. Yanma tepkimelerinin tamamı ısı veren tepkimedir.
Örnek : Civa oksit ısıtıldığında cıva ve oksijene ayrışmaktadır.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
Örnek :Vücudumuzda bulunan glikozun (C6H12O6) oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit, su ve ısı enerjisi açığa çıkar. Bu olaya solunum denir.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
sitin suda çözünmesi sonucu da ısı enerjisi açığa çıkar. Bu yüzden asit içine su dökülmemelidir.Suyun elektrolizi esnasında suya elektrik enerjisi verilir. Bu da bir çeşit endotermik tepkimedir.
Kimyasal Tepkimelerin Önemi
Kimyasal tepkimeler, yeryüzünde yaşamın devam etmesinde çok önemli bir yer tutar. Örneğin yeşil bitkilerin su, karbon dioksit ve
güneş ışığı yardımı ile besin üretmesi kimyasal bir olaydır. Buna ışıkla birleştirme anlamında fotosentez denir. Fotosentez denklemi aşağıdaki gibidir.
klorofil
6H2O + 6CO2 + Güneş ışığı C6H12O6 + 6O2
Su Karbondioksit Glikoz (besin) Oksijen
Fotosentez sırasında bitkiler havadan karbondioksit alıp havaya oksijen verirler.Canlı vücutlarında besinlerin yakılması da bir kimyasal tepkimedir. Bu olay sonucunda açığa çıkan enerji, yaşam için gerekli hareketleri yapmakta kullanılır. Bu olaya solunum denir. Besinleri vücudumuzda yakma tepkimesi şu şekildedir;
C6H12O6 + 6O2 6CO2 + 6H2O + Enerji
Glikoz (besin) Oksijen Karbondioksit Su
Vücudumuzda proteinlerin amino asitlere dönüşmesi, daha sonra hücrel
Tepkime kabı
Reaktör de denir. Laboratuarlarda veya kimya sanayisinde kimyasal tepkimelerin gerçekleştiği kap veya cihazlara denir. Genellikle (cam), paslanmaz (çelik) veya kimyasal maddelerden etkilenmeyen herhangi bir alaşımdan yapılmışlardır.
Tepkime ısısı
Bir kimyasal tepkimede bütün maddeleri aynı sıcaklıkta tutabilmek için tepkime sistemine eklenmesi veya sistemden uzaklaştırılması gereken ısı miktarıdır. Tepkime sisteminin içinde bulunduğu kabın basıncı sabit tutulduğunda ölçülen tepkime ısısı aynı zamanda (entalpi) olarak bilinen (termodinamik) nitelikteki değişimi, yani tepkime sonucunda oluşan ürünlerin entalpisiyle tepkimeye girenlerin entalpisi arasındaki farkı gösterir. Böylece sabit (basınç)ta tayin edilen tepkime ısısı DH sembolüyle gösterilen tepkime entalpisidir. DH negatif olduğunda tepkime ısıveren, tersi durumdaysa tepkime ısıalandır…
Mesela,
H2 + Cl2 → 2 HCl + 44 kkal tepkimesinde tepkimeye giren H2 ve Cl2 moleküllerinde iki atomu bir arada tutan bağların koparılması enerji ister. Bu enerji sağlandığında atomlar arasındaki bağlar kopar ve atomlar yeni düzenlemeye girerek yeni bağlar (HCl bağları) oluştururken dışarıya enerji verilir. Bu tepkimede dışarı verilen enerji daha önce alınan enerjiden fazla olduğundan neticede dışarıya enerji verilmiş olur (ısıveren tepkime). Buna karşılık;
H2 + I2 + 12,4 kkal → 2HI tepkimesinde alınan enerji verilen enerjiden fazla olup bu tepkime de ısıalan tepkime olur.
Kimyasal reaksiyonlara örnekler
İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir.
Kimyasal tepkimelerde değişebilen özellikler
Atomların hacmi veya çapı
Atomların elektron düzenleri ve sayıları
Toplam potansiyel enerji
Toplam mol sayısı
Toplam molekül sayısı
Toplam hacim
Renk, koku, tat gibi fiziksel özellikler
Toplam kinetik enerji
Kimyasal tepkimesinin çeşitleri
Sentez tepkimeleri
İki ya da daha fazla basit bir madde oluşturuyorsa böyle tepkimeler Sentez tepkimler olarak adlandırılır. Ayrıca ‘analiz tepkimler’ de’ denir.
2 H2 + ½ O2 → 2H2O
2. Suda iyonlaşarak çözündükleri için çözeltileri elektrik akımını iletir.
3. Katı halde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş halleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.
Yer değiştirme tepkimeleri
Bir elementin bir bileşikle tepkimeye girerek bu bileşiklerdeki elementlerden birinin yerini aldığı tepkimelere denir.
örnek:
Zn + 2 HCI → ZnCI2 + H2 Hg(s)½O2(g)→ HgO (k) + ısı
Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir.Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren
maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.
Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur.Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.
Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.
Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir.Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:
C + O2 CO2
Kömür Oksijen Karbon dioksit
Girenler Çıkanlar (Ürün)
Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.
Tepkime Çeşitleri
Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur.Kimyasal tepkimeler, oluş şekline göre sentez, ayrışma ve yer değiştirme tepkimeleri olarak sınıflandırılabilir:
1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:
Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
C + O2 CO2
2 H2 + O2 2 H2O
2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:
Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
2 H2O 2 H2 + O2
KClO3 KCl + 3/2O2
3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:
Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
Mg + ZnO MgO + Zn
Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.
Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi
Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır.Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş
tepkime denklemi adı verilir.
Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.
Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur.Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.
Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O’nun önüne 2 yazalım;
2 H2 + O2 2 H2O
4 adet H 4 adet H
2 adet O 2 adet O
Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.Şimdi de O2’nin önüne 1/2 yazalım;
H2 + 1/2O2 H2O
2 adet H 2 adet H
1 adet O 1 adet O
Görüldüğü gibi yine tepkimeye giren ve çıkan atom sayıları denkleşti.
O hâlde, denk olmayan bir kimyasal tepkime denklemi, formüllerin
başlarına katsayılar yazılarak denk hâle getirilebilir.
Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazınız.
Örnek: ****nın formülü CH4 olduğuna göre, ****n ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.
Tepkimelerde Kütlenin Korunumu
Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin topl***** eşittir.Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur (Kükürt = Sülfür). Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.
Fe + S FeS
56 32 88 g
Giren Çıkan
kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g
Tepkimelerde Isı Alış Verişi
Kimyasal tepkimeler oluşurken maddeler ya enerji alır ya da enerji açığa çıkarır. Bazı maddelerin tepkimeye girmesi için ısı alması gerekir. Örneğin kömürün yanmaya başlaması için tutuşma sıcaklığına kadar ısıtılması gerekir. Kömür tutuştuktan sonra yanarken etrafa ısı yayar.
Isı Alan (Endotermik) Tepkime
Isı alarak gerçekleşen kimyasal olaylara endotermik tepkime denir. Isı alarak gerçekleşen bir kimyasal tepkime denkleminde girenler tarafında ısı alındığı belirtilir.
Örneğin; kireçtaşı (kalsiyum karbonat) ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit oluşur. Bunun tepkime denklemi şöyledir:
CaCO3 + Isı CaO + CO2
Bu denklemde de görüldüğü gibi endotermik reaksiyonlarda ısı girenler tarafında yazılır.
Isı Veren (Ekzotermik) Tepkime
Isı vererek gerçekleşen kimyasal olaylara ekzotermik tepkime denir.Isı vererek gerçekleşen bir kimyasal tepkime denklemi yazılırken çıkanlar tarafında dışarı ısı verildiği belirtilir.
Örneğin karbonun oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit gazı ve ısı açığa çıkar. Bu olayın tepkime denklemi;
C + O2 CO2 + Isı şeklinde belirtilir.
Yanma tepkimeleri, maddelerin oksijenle tepkimeye girmesiyle gerçekleşir. Yanma tepkimelerinin tamamı ısı veren tepkimedir.
Örnek : Civa oksit ısıtıldığında cıva ve oksijene ayrışmaktadır.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
Örnek :Vücudumuzda bulunan glikozun (C6H12O6) oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit, su ve ısı enerjisi açığa çıkar. Bu olaya solunum denir.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
sitin suda çözünmesi sonucu da ısı enerjisi açığa çıkar. Bu yüzden asit içine su dökülmemelidir.Suyun elektrolizi esnasında suya elektrik enerjisi verilir. Bu da bir çeşit endotermik tepkimedir.
Kimyasal Tepkimelerin Önemi
Kimyasal tepkimeler, yeryüzünde yaşamın devam etmesinde çok önemli bir yer tutar. Örneğin yeşil bitkilerin su, karbon dioksit ve
güneş ışığı yardımı ile besin üretmesi kimyasal bir olaydır. Buna ışıkla birleştirme anlamında fotosentez denir. Fotosentez denklemi aşağıdaki gibidir.
klorofil
6H2O + 6CO2 + Güneş ışığı C6H12O6 + 6O2
Su Karbondioksit Glikoz (besin) Oksijen
Fotosentez sırasında bitkiler havadan karbondioksit alıp havaya oksijen verirler.Canlı vücutlarında besinlerin yakılması da bir kimyasal tepkimedir. Bu olay sonucunda açığa çıkan enerji, yaşam için gerekli hareketleri yapmakta kullanılır. Bu olaya solunum denir. Besinleri vücudumuzda yakma tepkimesi şu şekildedir;
C6H12O6 + 6O2 6CO2 + 6H2O + Enerji
Glikoz (besin) Oksijen Karbondioksit Su
Vücudumuzda proteinlerin amino asitlere dönüşmesi, daha sonra hücrel
Tepkime kabı
Reaktör de denir. Laboratuarlarda veya kimya sanayisinde kimyasal tepkimelerin gerçekleştiği kap veya cihazlara denir. Genellikle (cam), paslanmaz (çelik) veya kimyasal maddelerden etkilenmeyen herhangi bir alaşımdan yapılmışlardır.
Tepkime ısısı
Bir kimyasal tepkimede bütün maddeleri aynı sıcaklıkta tutabilmek için tepkime sistemine eklenmesi veya sistemden uzaklaştırılması gereken ısı miktarıdır. Tepkime sisteminin içinde bulunduğu kabın basıncı sabit tutulduğunda ölçülen tepkime ısısı aynı zamanda (entalpi) olarak bilinen (termodinamik) nitelikteki değişimi, yani tepkime sonucunda oluşan ürünlerin entalpisiyle tepkimeye girenlerin entalpisi arasındaki farkı gösterir. Böylece sabit (basınç)ta tayin edilen tepkime ısısı DH sembolüyle gösterilen tepkime entalpisidir. DH negatif olduğunda tepkime ısıveren, tersi durumdaysa tepkime ısıalandır…
Mesela,
H2 + Cl2 → 2 HCl + 44 kkal tepkimesinde tepkimeye giren H2 ve Cl2 moleküllerinde iki atomu bir arada tutan bağların koparılması enerji ister. Bu enerji sağlandığında atomlar arasındaki bağlar kopar ve atomlar yeni düzenlemeye girerek yeni bağlar (HCl bağları) oluştururken dışarıya enerji verilir. Bu tepkimede dışarı verilen enerji daha önce alınan enerjiden fazla olduğundan neticede dışarıya enerji verilmiş olur (ısıveren tepkime). Buna karşılık;
H2 + I2 + 12,4 kkal → 2HI tepkimesinde alınan enerji verilen enerjiden fazla olup bu tepkime de ısıalan tepkime olur.
Kimyasal tepkimelere örnekler
İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir.
Kimyasal tepkimelerde değişebilen özellikler
Atomların hacmi veya çapı
Atomların elektron düzenleri ve sayıları
Toplam potansiyel enerji
Toplam mol sayısı
Toplam molekül sayısı
Toplam hacim
Renk, koku, tat gibi fiziksel özellikler
Toplam kinetik enerji
Kimyasal tepkimesinin çeşitleri
Sentez tepkimeleri
İki ya da daha fazla basit bir madde oluşturuyorsa böyle tepkimeler Sentez tepkimler olarak adlandırılır. Ayrıca ‘analiz tepkimler’ de’ denir.
2 H2 + ½ O2 → 2H2O
2. Suda iyonlaşarak çözündükleri için çözeltileri elektrik akımını iletir.
3. Katı halde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş halleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.
Yer değiştirme tepkimeleri
Bir elementin bir bileşikle tepkimeye girerek bu bileşiklerdeki elementlerden birinin yerini aldığı tepkimelere denir.
örnek:
Zn + 2 HCI → ZnCI2 + H2 Hg(s)½O2(g)→ HgO (k) + ısı
Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir.Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren
maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.
Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur.Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.
Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.
Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir.Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:
C + O2 CO2
Kömür Oksijen Karbon dioksit
Girenler Çıkanlar (Ürün)
Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.
Tepkime Çeşitleri
Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur.Kimyasal tepkimeler, oluş şekline göre sentez, ayrışma ve yer değiştirme tepkimeleri olarak sınıflandırılabilir:
1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:
Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
C + O2 CO2
2 H2 + O2 2 H2O
2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:
Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
2 H2O 2 H2 + O2
KClO3 KCl + 3/2O2
3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:
Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
Mg + ZnO MgO + Zn
Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.
Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi
Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır.Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş
tepkime denklemi adı verilir.
Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.
Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur.Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.
Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O’nun önüne 2 yazalım;
2 H2 + O2 2 H2O
4 adet H 4 adet H
2 adet O 2 adet O
Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.Şimdi de O2’nin önüne 1/2 yazalım;
H2 + 1/2O2 H2O
2 adet H 2 adet H
1 adet O 1 adet O
Görüldüğü gibi yine tepkimeye giren ve çıkan atom sayıları denkleşti.
O hâlde, denk olmayan bir kimyasal tepkime denklemi, formüllerin
başlarına katsayılar yazılarak denk hâle getirilebilir.
Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazınız.
Örnek: ****nın formülü CH4 olduğuna göre, ****n ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.
Tepkimelerde Kütlenin Korunumu
Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin topl***** eşittir.Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur (Kükürt = Sülfür). Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.
Fe + S FeS
56 32 88 g
Giren Çıkan
kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g
Tepkimelerde Isı Alış Verişi
Kimyasal tepkimeler oluşurken maddeler ya enerji alır ya da enerji açığa çıkarır. Bazı maddelerin tepkimeye girmesi için ısı alması gerekir. Örneğin kömürün yanmaya başlaması için tutuşma sıcaklığına kadar ısıtılması gerekir. Kömür tutuştuktan sonra yanarken etrafa ısı yayar.
Isı Alan (Endotermik) Tepkime
Isı alarak gerçekleşen kimyasal olaylara endotermik tepkime denir. Isı alarak gerçekleşen bir kimyasal tepkime denkleminde girenler tarafında ısı alındığı belirtilir.
Örneğin; kireçtaşı (kalsiyum karbonat) ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit oluşur. Bunun tepkime denklemi şöyledir:
CaCO3 + Isı CaO + CO2
Bu denklemde de görüldüğü gibi endotermik reaksiyonlarda ısı girenler tarafında yazılır.
Isı Veren (Ekzotermik) Tepkime
Isı vererek gerçekleşen kimyasal olaylara ekzotermik tepkime denir.Isı vererek gerçekleşen bir kimyasal tepkime denklemi yazılırken çıkanlar tarafında dışarı ısı verildiği belirtilir.
Örneğin karbonun oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit gazı ve ısı açığa çıkar. Bu olayın tepkime denklemi;
C + O2 CO2 + Isı şeklinde belirtilir.
Yanma tepkimeleri, maddelerin oksijenle tepkimeye girmesiyle gerçekleşir. Yanma tepkimelerinin tamamı ısı veren tepkimedir.
Örnek : Civa oksit ısıtıldığında cıva ve oksijene ayrışmaktadır.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
Örnek :Vücudumuzda bulunan glikozun (C6H12O6) oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit, su ve ısı enerjisi açığa çıkar. Bu olaya solunum denir.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
sitin suda çözünmesi sonucu da ısı enerjisi açığa çıkar. Bu yüzden asit içine su dökülmemelidir.Suyun elektrolizi esnasında suya elektrik enerjisi verilir. Bu da bir çeşit endotermik tepkimedir.
Kimyasal Tepkimelerin Önemi
Kimyasal tepkimeler, yeryüzünde yaşamın devam etmesinde çok önemli bir yer tutar. Örneğin yeşil bitkilerin su, karbon dioksit ve
güneş ışığı yardımı ile besin üretmesi kimyasal bir olaydır. Buna ışıkla birleştirme anlamında fotosentez denir. Fotosentez denklemi aşağıdaki gibidir.
klorofil
6H2O + 6CO2 + Güneş ışığı C6H12O6 + 6O2
Su Karbondioksit Glikoz (besin) Oksijen
Fotosentez sırasında bitkiler havadan karbondioksit alıp havaya oksijen verirler.Canlı vücutlarında besinlerin yakılması da bir kimyasal tepkimedir. Bu olay sonucunda açığa çıkan enerji, yaşam için gerekli hareketleri yapmakta kullanılır. Bu olaya solunum denir. Besinleri vücudumuzda yakma tepkimesi şu şekildedir;
C6H12O6 + 6O2 6CO2 + 6H2O + Enerji
Glikoz (besin) Oksijen Karbondioksit Su
Vücudumuzda proteinlerin amino asitlere dönüşmesi, daha sonra hücrel
Tepkime kabı
Reaktör de denir. Laboratuarlarda veya kimya sanayisinde kimyasal tepkimelerin gerçekleştiği kap veya cihazlara denir. Genellikle (cam), paslanmaz (çelik) veya kimyasal maddelerden etkilenmeyen herhangi bir alaşımdan yapılmışlardır.
Tepkime ısısı
Bir kimyasal tepkimede bütün maddeleri aynı sıcaklıkta tutabilmek için tepkime sistemine eklenmesi veya sistemden uzaklaştırılması gereken ısı miktarıdır. Tepkime sisteminin içinde bulunduğu kabın basıncı sabit tutulduğunda ölçülen tepkime ısısı aynı zamanda (entalpi) olarak bilinen (termodinamik) nitelikteki değişimi, yani tepkime sonucunda oluşan ürünlerin entalpisiyle tepkimeye girenlerin entalpisi arasındaki farkı gösterir. Böylece sabit (basınç)ta tayin edilen tepkime ısısı DH sembolüyle gösterilen tepkime entalpisidir. DH negatif olduğunda tepkime ısıveren, tersi durumdaysa tepkime ısıalandır…
Mesela,
H2 + Cl2 → 2 HCl + 44 kkal tepkimesinde tepkimeye giren H2 ve Cl2 moleküllerinde iki atomu bir arada tutan bağların koparılması enerji ister. Bu enerji sağlandığında atomlar arasındaki bağlar kopar ve atomlar yeni düzenlemeye girerek yeni bağlar (HCl bağları) oluştururken dışarıya enerji verilir. Bu tepkimede dışarı verilen enerji daha önce alınan enerjiden fazla olduğundan neticede dışarıya enerji verilmiş olur (ısıveren tepkime). Buna karşılık;
H2 + I2 + 12,4 kkal → 2HI tepkimesinde alınan enerji verilen enerjiden fazla olup bu tepkime de ısıalan tepkime olur.
Tepkime örnekleri
İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir.
Kimyasal tepkimelerde değişebilen özellikler
Atomların hacmi veya çapı
Atomların elektron düzenleri ve sayıları
Toplam potansiyel enerji
Toplam mol sayısı
Toplam molekül sayısı
Toplam hacim
Renk, koku, tat gibi fiziksel özellikler
Toplam kinetik enerji
Kimyasal tepkimesinin çeşitleri
Sentez tepkimeleri
İki ya da daha fazla basit bir madde oluşturuyorsa böyle tepkimeler Sentez tepkimler olarak adlandırılır. Ayrıca ‘analiz tepkimler’ de’ denir.
2 H2 + ½ O2 → 2H2O
2. Suda iyonlaşarak çözündükleri için çözeltileri elektrik akımını iletir.
3. Katı halde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş halleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.
Yer değiştirme tepkimeleri
Bir elementin bir bileşikle tepkimeye girerek bu bileşiklerdeki elementlerden birinin yerini aldığı tepkimelere denir.
örnek:
Zn + 2 HCI → ZnCI2 + H2 Hg(s)½O2(g)→ HgO (k) + ısı
Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir.Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren
maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.
Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur.Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.
Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.
Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir.Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:
C + O2 CO2
Kömür Oksijen Karbon dioksit
Girenler Çıkanlar (Ürün)
Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.
Tepkime Çeşitleri
Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur.Kimyasal tepkimeler, oluş şekline göre sentez, ayrışma ve yer değiştirme tepkimeleri olarak sınıflandırılabilir:
1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:
Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
C + O2 CO2
2 H2 + O2 2 H2O
2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:
Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
2 H2O 2 H2 + O2
KClO3 KCl + 3/2O2
3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:
Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
Mg + ZnO MgO + Zn
Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.
Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi
Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır.Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş
tepkime denklemi adı verilir.
Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.
Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur.Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.
Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O’nun önüne 2 yazalım;
2 H2 + O2 2 H2O
4 adet H 4 adet H
2 adet O 2 adet O
Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.Şimdi de O2’nin önüne 1/2 yazalım;
H2 + 1/2O2 H2O
2 adet H 2 adet H
1 adet O 1 adet O
Görüldüğü gibi yine tepkimeye giren ve çıkan atom sayıları denkleşti.
O hâlde, denk olmayan bir kimyasal tepkime denklemi, formüllerin
başlarına katsayılar yazılarak denk hâle getirilebilir.
Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazınız.
Örnek: ****nın formülü CH4 olduğuna göre, ****n ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.
Tepkimelerde Kütlenin Korunumu
Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin topl***** eşittir.Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur (Kükürt = Sülfür). Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.
Fe + S FeS
56 32 88 g
Giren Çıkan
kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g
Tepkimelerde Isı Alış Verişi
Kimyasal tepkimeler oluşurken maddeler ya enerji alır ya da enerji açığa çıkarır. Bazı maddelerin tepkimeye girmesi için ısı alması gerekir. Örneğin kömürün yanmaya başlaması için tutuşma sıcaklığına kadar ısıtılması gerekir. Kömür tutuştuktan sonra yanarken etrafa ısı yayar.
Isı Alan (Endotermik) Tepkime
Isı alarak gerçekleşen kimyasal olaylara endotermik tepkime denir. Isı alarak gerçekleşen bir kimyasal tepkime denkleminde girenler tarafında ısı alındığı belirtilir.
Örneğin; kireçtaşı (kalsiyum karbonat) ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit oluşur. Bunun tepkime denklemi şöyledir:
CaCO3 + Isı CaO + CO2
Bu denklemde de görüldüğü gibi endotermik reaksiyonlarda ısı girenler tarafında yazılır.
Isı Veren (Ekzotermik) Tepkime
Isı vererek gerçekleşen kimyasal olaylara ekzotermik tepkime denir.Isı vererek gerçekleşen bir kimyasal tepkime denklemi yazılırken çıkanlar tarafında dışarı ısı verildiği belirtilir.
Örneğin karbonun oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit gazı ve ısı açığa çıkar. Bu olayın tepkime denklemi;
C + O2 CO2 + Isı şeklinde belirtilir.
Yanma tepkimeleri, maddelerin oksijenle tepkimeye girmesiyle gerçekleşir. Yanma tepkimelerinin tamamı ısı veren tepkimedir.
Örnek : Civa oksit ısıtıldığında cıva ve oksijene ayrışmaktadır.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
Örnek :Vücudumuzda bulunan glikozun (C6H12O6) oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit, su ve ısı enerjisi açığa çıkar. Bu olaya solunum denir.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.
sitin suda çözünmesi sonucu da ısı enerjisi açığa çıkar. Bu yüzden asit içine su dökülmemelidir.Suyun elektrolizi esnasında suya elektrik enerjisi verilir. Bu da bir çeşit endotermik tepkimedir.
Kimyasal Tepkimelerin Önemi
Kimyasal tepkimeler, yeryüzünde yaşamın devam etmesinde çok önemli bir yer tutar. Örneğin yeşil bitkilerin su, karbon dioksit ve
güneş ışığı yardımı ile besin üretmesi kimyasal bir olaydır. Buna ışıkla birleştirme anlamında fotosentez denir. Fotosentez denklemi aşağıdaki gibidir.
klorofil
6H2O + 6CO2 + Güneş ışığı C6H12O6 + 6O2
Su Karbondioksit Glikoz (besin) Oksijen
Fotosentez sırasında bitkiler havadan karbondioksit alıp havaya oksijen verirler.Canlı vücutlarında besinlerin yakılması da bir kimyasal tepkimedir. Bu olay sonucunda açığa çıkan enerji, yaşam için gerekli hareketleri yapmakta kullanılır. Bu olaya solunum denir. Besinleri vücudumuzda yakma tepkimesi şu şekildedir;
C6H12O6 + 6O2 6CO2 + 6H2O + Enerji
Glikoz (besin) Oksijen Karbondioksit Su
Vücudumuzda proteinlerin amino asitlere dönüşmesi, daha sonra hücrel
Tepkime kabı
Reaktör de denir. Laboratuarlarda veya kimya sanayisinde kimyasal tepkimelerin gerçekleştiği kap veya cihazlara denir. Genellikle (cam), paslanmaz (çelik) veya kimyasal maddelerden etkilenmeyen herhangi bir alaşımdan yapılmışlardır.
Tepkime ısısı
Bir kimyasal tepkimede bütün maddeleri aynı sıcaklıkta tutabilmek için tepkime sistemine eklenmesi veya sistemden uzaklaştırılması gereken ısı miktarıdır. Tepkime sisteminin içinde bulunduğu kabın basıncı sabit tutulduğunda ölçülen tepkime ısısı aynı zamanda (entalpi) olarak bilinen (termodinamik) nitelikteki değişimi, yani tepkime sonucunda oluşan ürünlerin entalpisiyle tepkimeye girenlerin entalpisi arasındaki farkı gösterir. Böylece sabit (basınç)ta tayin edilen tepkime ısısı DH sembolüyle gösterilen tepkime entalpisidir. DH negatif olduğunda tepkime ısıveren, tersi durumdaysa tepkime ısıalandır…
Mesela,
H2 + Cl2 → 2 HCl + 44 kkal tepkimesinde tepkimeye giren H2 ve Cl2 moleküllerinde iki atomu bir arada tutan bağların koparılması enerji ister. Bu enerji sağlandığında atomlar arasındaki bağlar kopar ve atomlar yeni düzenlemeye girerek yeni bağlar (HCl bağları) oluştururken dışarıya enerji verilir. Bu tepkimede dışarı verilen enerji daha önce alınan enerjiden fazla olduğundan neticede dışarıya enerji verilmiş olur (ısıveren tepkime). Buna karşılık;
H2 + I2 + 12,4 kkal → 2HI tepkimesinde alınan enerji verilen enerjiden fazla olup bu tepkime de ısıalan tepkime olur.
Kimyasal bağlara örnekler
Kimyasal bir bağın oluşması
Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı (az enerjiye sahip) olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soygazlara benzetmeye çalışırlar. Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir.
Atomlar birleştiği zaman elektron dağılımındaki değişmelerin bir sonucu olarak kimyasal bağlar meydana gelir. Üç çeşit temel bağ vardır. Bu üç bağ çeşidi şunlardır:
- İyonik bağlar, elektronlar bir atomdan diğerine aktarıldığı zaman meydana gelen bağlara verilen addır. Tepkimeye giren elementlerden birinin atomları, elektron kaybedip pozitif yüklü iyonlara dönüşürken, diğer elementin atomları elektron kazanıp negatif yüklü iyon oluştururlar. Böylece zıt (artı-eksi) bir şekilde yüklenmiş iyonlar arasındaki elektrostatik çekim kuvveti, söz konusu iyonları bir kristal içinde tutar.
- Kovalent bağlar, elektronların bir atomdan diğerine aktarılmaksızın ortaklaşa kullanıldığı bağlara denir. Tek kovalent bağ, iki atom tarafından bölünmüş yani ortaklaşa kullanılan bir elektron çiftinden ibarettir. Moleküller birbirlerine kovalent bağlarla bağlanmış atomlardan meydana gelir.
- Metalik bağlar, metal ve alaşımlarda bulunan bağlardır. Metal atomları üç boyutlu bir yapı içinde düzenlenirler. Bu atomların en dış elektronları, yapının her tarafında serbestçe dolaşır ve atomların birbirlerine bağlanmasını sağlarlar.
İyonik Bağ
Farklı yüklü iyonların ( + ve – yüklü taneciklerin) elektriksel çekim kuvvetlerinden ortaya çıkan bağ türüdür. Metaller ile ametaller arasında gerçekleşir ve metallerin elektron vermesi, ametallerin ise elektron almasıyla oluşur.
İyonik bağı yapan atomlardan elektron veren (+) yüklü, elektron alan (–) yüklü iyon olur ve zıt çekim kuvveti iyonları bir kristal içinde tutar. Bu kuvvetli çekim iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmayı zorlaştırır. Atomlardan biri ,elektron kaybedip pozitif yüklü iyonadönüşürken,diğer atom elektron kazanıp negatif yüklü iyonu oluşturur. Son durumda kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmaktadır.
Atomlardan elektron kaybı sonucu oluşan pozitif (+) iyonlara katyon; elektron kazanarak oluşan negatif (-) iyonlara ise anyon denilmektedir.
İyonik Bağlı Bileşiklerin Özellikleri Nelerdir?
İyonik bileşikler kristal yapıdadırlar ve oda sıcaklığında katı halde bulunurlar. Katı halleri elektriği iletmezken, sulu çözeltileri ve sıvı halleri elektirik akımını iletir. İyonlaşma enerjisi düşük elementler ile elektron ilgisi yüksek elementler arasında en kararlı bileşikler oluşur.
İyonik bağlı bileşiklere örnekler;
NaCl, MgS, BaCl2 NaOH, NH4NO2, FeO, …
Kovalent Bağ (Özet) :
Atomlar arasında, son katmanlarda yer alan elektronlardan bazılarınınortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa Kovalent Bağ denir. Kovalent bağ, iki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın bir tanımıdır. Genellikle bağ, ortaya çıkan molekülü bir arada tutan ortak çekim gücü olarak tanımlanabilir. Paylaşılan elektron ya da elektronlar, her iki çekirdek etrafında dolanacaklar, iki çekirdek arasındaki bölgede daha uzun süre bulundukları için bu bölgede (-) yüklü bir alan yaratacaklardır. Bu alan, her iki çekirdeğe bir çekme kuvveti uygulayarak bir bağ yaratır.
Kovalent Bağ (Detay) :
Ametal atomları kararlı yapıya ulaşmak için son yörüngedeki bazı elektronlarını ortaklaşa kullanırlar. Atomlar arasında elektronların ortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa kovalent bağ denir. Örneğin iki hidrojen atomu elektronlarını ortaklaşa kullanarak aralarında kovalent bağ oluşturur. Böylece her bir hidrojen atomu helyumun kararlı yapısına ulaşır.

Hidrojen gibi birçok ametal başka ametallerle bileşik oluştururlar. CO, H2O, NO2, CO2 bunlardan bazılarıdır.
Apolar kovalent bağ
Kovalent bağ kuran atomlar arasında ortaklaşa kullanılan elektronlar, her iki atomu da dublet ya da oktete ulaştırır. Her iki atoma da iyon diyemeyiz. Çünkü elektron almamış, vermemişlerdir. Kovalent bağ aynı cins atomlar arasında oluyorsa apolar kovalent bağ adını alır.
Polar Kovalent Bağ
Kovalent bağ farklı cins atomlar arasında oluyorsa polar kovalent bağ adını alır. Su molekülünün bağ yapısı bir su molekülü iki hidrojen ve biroksijen atomunun kovalent bağ yapması sonucu oluşur. Hidrojen atomlarından her biri kendi elektronunu oksijen atomunun bir elektronu ileortaklaşa kullanır. Böylece hidrojen atomları kararlı helyuma benzerken, oksijen atomu da kararlı neona benzer.

Bir su molekülü 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan oluştuğu için, su molekülü H2O şeklinde yazılır.
Kovalent bağlı yapılar molekül oluşturur. Atomlar arasında elektron ortaklaşması veya elektron alışverişi olmazsa kimyasal bağ da olmaz.
Kovalent bağ (iyonik ve metalik bağın tersine) yönlüdür; bağ açılarının etkileşimin gücü üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkinin kaynağı, kovalent bağların, atomik yörüngelerin üst üste binmesiyle oluşmasından ileri gelir. Atomik yörüngeler (p, d, ve f orbitalleri) hepsi yönlü karakterde olup,bağlanma esnasında önemli ölçüde yöne bağlı etkileşime neden olurlar.
Kovalent bağ, genellikle benzer elektronegatifliğe sahip atomlar arasında gerçekleşir. Bu nedenle ametaller, daha kolaylıkla kovalent bağıtercih eder ve metaller de kolayca yerlerinden oynatılabilen elektronların daha serbestçe dolaşabildiği metalik bağ yaparlar. Ametallerde bir elektronun serbest kalması daha zordur, dolayısıyla benzer elektronegatifliğe sahip bir madde ile birleşme söz konusu olduğunda o elektronun paylaşılması tek seçenek haline gelir.
Metalik Bağ
Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan kuvvetlerdir ve metal atomları arasında metal bağı etkişimini oluştururlar. Metallerde değerlik(valens) elektronlar, atom çekirdekleri tarafından kuvvetli tutulmazlar. Bunun sebebi metallerin iyonlaşma enerjilerinin ve elektronegatifliklerinin oldukça düşük olmasıdır. Böylece metal atomlarının en dış elektronları nispeten gevşek tutulmaktadır. Bu bağ metal atomlarının değerlik elektronlarını bir elektron bulutuna vermesi ile oluşan bağdır ve bu şekilde elektronlar serbestçe hareket edebilmektedirler. Bu da metallerde yüksek ısı ve elektrik iletkenliğine sebep olur.
İyonlaşma enerjisi azaldıkça metalik bağlar zayıflamakta ve değerlik elektronları sayısı artıkça metalik bağ kuvveti artmaktadır.
Van Der Waals Bağı
Pozitif olarak yüklenmiş molekülün bir kısmı ve negatif olarak yüklenmiş ikinci molekülün bir kısmı arasındaki kısa süreli zayıf çekim kuvvetidir. Molekülde elektronların yoğun olduğu taraf kısmen negatif, diğer taraf da kısmen pozitif yükle yüklenir. Pozitif ve negatif yüklü kısımları arasındaki kuvvetlerin etkisi ile moleküller arasında oluşan bağlara van der waals bağları denilmektedir.
Oda koşullarında gaz halindeki bazı apolar moleküller soğutulduğunda ve yüksek basınç uygulandığında molekülleri birbirine yaklaşır. ve ikincil bir bağ olan van der waals bağları oluşur. Moleküler maddelerin molekül büyüklüğü arttıkça hem zayıf olan bu bağın kuvveti artmakta, hem de kaynama ve erime noktaları yükselmektedir.
Hidrojen Bağı
Hidrojenin elektron ilgisi büyük atomlarla oluşturduğu bileşiklerde, molekülleri bir arada tutan kuvvete hidrojen bağı denir. H atomunun kovalent olarak bağlandığı yüksek elektronegatiflikteki atom, bağ elektronlarını kendine doğru çeker ve bir hidrojen bağı oluşturur.
Biokimyasal sistemlerin yapıları kısmen hidrojen bağı etkileşmelerinin sonucu olarak belirlenir.
Diğer Bir Kaynaktan
Kovalent bağ,iki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın bir tanımıdır. Genellikle bağ, ortaya çıkan molekülü bir arada tutan ortak çekim gücü olarak tanımlanabilir. Paylaşılan elektron ya da elektronlar, her iki çekirdek etrafında dolanacaklar, iki çekirdek arasındaki bölgede daha uzun süre bulundukları için bu bölgede (-) yüklü bir alan yaratacaklardır. Bu alan, her iki çekirdeğe bir çekme kuvveti uygulayarak bir bağ yaratır.
Kovalent bağ, söz konusu atomların dış yörüngelerinin dolması ile meydana gelir. Bu tür bağlar, moleküller arası hidrojen bağından daima daha güçlü, iyonik bağ ile ise ya aynı güçte ya da daha güçlüdür.
Bazı inorganik maddelerin hidrojen(H), amonyak(NH3),klor(Cl), su(H2O) ve azot(N) molekülleri ile tüm organik maddelerin molekülleri kovalent bağ ile bir arada tutulmaktadır.
Kovalent bağ (iyonik ve metalik bağın tersine) yönlüdür; bağ açılarının etkileşimin gücü üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkinin kaynağı, kovalent bağların, atomik yörüngelerin üst üste binmesiyle oluşmasından ileri gelir. Atomik yörüngeler (p, d, ve f orbitalleri) hepsi yönlü karakterde olup, bağlanma esnasında önemli ölçüde yöne bağlı etkileşime neden olurlar.
Kovalent bağ, genellikle benzer elektronegatifliğe sahip atomlar arasında gerçekleşir. Bu nedenle ametaller, daha kolaylıkla kovalent bağı tercih eder ve metaller de kolayca yerlerinden oynatılabilen elektronların daha serbestçe dolaşabildiği metalik bağ yaparlar. Ametallerde bir elektronun serbest kalması daha zordur, dolayısıyla benzer elektronegatifliğe sahip bir madde ile birleşme söz konusu olduğunda o elektronun paylaşılması tek seçenek haline gelir.
Kovalent bağ örnekleri
Kovalent Bağ (Özet) : Atomlar arasında, son katmanlarda yer alan elektronlardan bazılarınınortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa Kovalent Bağ denir. Kovalent bağ, iki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın bir tanımıdır. Genellikle bağ, ortaya çıkan molekülü bir arada tutan ortak çekim gücü olarak tanımlanabilir. Paylaşılan elektron ya da elektronlar, her iki çekirdek etrafında dolanacaklar, iki çekirdek arasındaki bölgede daha uzun süre bulundukları için bu bölgede (-) yüklü bir alan yaratacaklardır. Bu alan, her iki çekirdeğe bir çekme kuvveti uygulayarak bir bağ yaratır.
Kovalent Bağ (Detay) : Ametal atomları kararlı yapıya ulaşmak için son yörüngedeki bazı elektronlarını ortaklaşa kullanırlar. Atomlar arasında elektronların ortaklaşa kullanılmasıyla oluşan bağa kovalent bağ denir. Örneğin iki hidrojen atomu elektronlarını ortaklaşa kullanarak aralarında kovalent bağ oluşturur. Böylece her bir hidrojen atomu helyumun kararlı yapısına ulaşır.

Hidrojen gibi birçok ametal başka ametallerle bileşik oluştururlar. CO, H2O, NO2, CO2 bunlardan bazılarıdır.
Kovalent bağ kuran atomlar arasında ortaklaşa kullanılan elektronlar, her iki atomu da dublet ya da oktete ulaştırır. Her iki atoma da iyon diyemeyiz. Çünkü elektron almamış, vermemişlerdir. Kovalent bağ aynı cins atomlar arasında oluyorsaapolar kovalent bağ adını alır.
Kovalent bağ farklı cins atomlar arasında oluyorsa polar kovalent bağ adını alır. Su molekülünün bağ yapısı bir su molekülü iki hidrojen ve biroksijen atomunun kovalent bağ yapması sonucu oluşur. Hidrojen atomlarından her biri kendi elektronunu oksijen atomunun bir elektronu ileortaklaşa kullanır. Böylece hidrojen atomları kararlı helyuma benzerken, oksijen atomu da kararlı neona benzer.

Bir su molekülü 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan oluştuğu için, su molekülü H2O şeklinde yazılır.
Kovalent bağlı yapılar molekül oluşturur. Atomlar arasında elektron ortaklaşması veya elektron alışverişi olmazsa kimyasal bağ da olmaz.
Kovalent bağ (iyonik ve metalik bağın tersine) yönlüdür; bağ açılarının etkileşimin gücü üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkinin kaynağı, kovalent bağların, atomik yörüngelerin üst üste binmesiyle oluşmasından ileri gelir. Atomik yörüngeler (p, d, ve f orbitalleri) hepsi yönlü karakterde olup,bağlanma esnasında önemli ölçüde yöne bağlı etkileşime neden olurlar.
Kovalent bağ, genellikle benzer elektronegatifliğe sahip atomlar arasında gerçekleşir. Bu nedenle ametaller, daha kolaylıkla kovalent bağıtercih eder ve metaller de kolayca yerlerinden oynatılabilen elektronların daha serbestçe dolaşabildiği metalik bağ yaparlar. Ametallerde bir elektronun serbest kalması daha zordur, dolayısıyla benzer elektronegatifliğe sahip bir madde ile birleşme söz konusu olduğunda o elektronun paylaşılması tek seçenek haline gelir.
Diğer Bir Kaynaktan
Kovalent bağ,iki atom arasında, bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla karakterize edilen kimyasal bağın bir tanımıdır. Genellikle bağ, ortaya çıkan molekülü bir arada tutan ortak çekim gücü olarak tanımlanabilir. Paylaşılan elektron ya da elektronlar, her iki çekirdek etrafında dolanacaklar, iki çekirdek arasındaki bölgede daha uzun süre bulundukları için bu bölgede (-) yüklü bir alan yaratacaklardır. Bu alan, her iki çekirdeğe bir çekme kuvveti uygulayarak bir bağ yaratır.
Kovalent bağ, söz konusu atomların dış yörüngelerinin dolması ile meydana gelir. Bu tür bağlar, moleküller arası hidrojen bağından daima daha güçlü, iyonik bağ ile ise ya aynı güçte ya da daha güçlüdür.
Bazı inorganik maddelerin hidrojen(H), amonyak(NH3),klor(Cl), su(H2O) ve azot(N) molekülleri ile tüm organik maddelerin molekülleri kovalent bağ ile bir arada tutulmaktadır.
Kovalent bağ (iyonik ve metalik bağın tersine) yönlüdür; bağ açılarının etkileşimin gücü üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkinin kaynağı, kovalent bağların, atomik yörüngelerin üst üste binmesiyle oluşmasından ileri gelir. Atomik yörüngeler (p, d, ve f orbitalleri) hepsi yönlü karakterde olup, bağlanma esnasında önemli ölçüde yöne bağlı etkileşime neden olurlar.
Kovalent bağ, genellikle benzer elektronegatifliğe sahip atomlar arasında gerçekleşir. Bu nedenle ametaller, daha kolaylıkla kovalent bağı tercih eder ve metaller de kolayca yerlerinden oynatılabilen elektronların daha serbestçe dolaşabildiği metalik bağ yaparlar. Ametallerde bir elektronun serbest kalması daha zordur, dolayısıyla benzer elektronegatifliğe sahip bir madde ile birleşme söz konusu olduğunda o elektronun paylaşılması tek seçenek haline gelir.
Kimyasal bir bağın oluşması
Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı (az enerjiye sahip) olmalıdırlar. Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler. Atomlar bağ yaparken, elektron dizilişlerini soygazlara benzetmeye çalışırlar.[2] Bir atomun yapabileceği bağ sayısı, sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir.[3]
Atomlar birleştiği zaman elektron dağılımındaki değişmelerin bir sonucu olarak kimyasal bağlar meydana gelir. Üç çeşit temel bağ vardır. Bu üç bağ çeşidi şunlardır[1]:
- İyonik bağlar, elektronlar bir atomdan diğerine aktarıldığı zaman meydana gelen bağlara verilen addır. Tepkimeye giren elementlerden birinin atomları, elektron kaybedip pozitif yüklü iyonlara dönüşürken, diğer elementin atomları elektron kazanıp negatif yüklü iyon oluştururlar. Böylece zıt (artı-eksi) bir şekilde yüklenmiş iyonlar arasındaki elektrostatik çekim kuvveti, söz konusu iyonları bir kristal içinde tutar.
- Kovalent bağlar, elektronların bir atomdan diğerine aktarılmaksızın ortaklaşa kullanıldığı bağlara denir. Tek kovalent bağ, iki atom tarafından bölünmüş yani ortaklaşa kullanılan bir elektron çiftinden ibarettir. Moleküller birbirlerine kovalent bağlarla bağlanmış atomlardan meydana gelir.
- Metalik bağlar, metal ve alaşımlarda bulunan bağlardır. Metal atomları üç boyutlu bir yapı içinde düzenlenirler. Bu atomların en dış elektronları, yapının her tarafında serbestçe dolaşır ve atomların birbirlerine bağlanmasını sağlarlar.
Erezyon nedir
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsahızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Erozyona yol açan etmenler
1- İklimin yarıkurak olması
2- Bitki örtüsünün tahrip edilmesi
3- Engebeli arazi yapısı ve eğim fazlalığı
4- Meralarda aşırı otlatılma yapılması
5- Toprakların nadasa bırakılması
6- Hızlı nüfus artışı (Bitki örtüsü tahribi, yanlış arazi kullanımı)
7- Eğimli yerlerde tarla açılması ve tarlaların eğime paralel sürülmesi
• Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
• Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
• Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
• Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
• Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
Doğal dengeyi yeniden tesis etmeliyiz. Öncelikle orman varlığımızı kalite ve miktar olarak iyileştirmeli, genel alanımızın % 26′sı civarında olan ormanlarımızı % 30′ların üzerine çıkarmalıyız. Hayvan otlatmayı kontrollü yaptırmalıyız. Ahır hayvancılığını özendirmeliyiz. Meraları ıslah etmeliyiz. Yanlış arazi kullanmayı önlemeliyiz. Milletçe el ele vererek fidan dikmeliyiz. Unutmamalıyız ki ormanalrımız toprağı koruyan, su kaynaklarını geliştiren, havayı temizleyen yapısıyla milli servetimizdir. Korursak kendini yeniler, gelişir.
Erozyon kontrol çalışmaları tek bir kuruluşun, şahsın çalışmaları ile önlenemez. Birlikten güç doğar ilkesi bu çalışmalar için de geçerlidir. Bir havzada faaliyet gösteren tüm kuruluşların ve halkın birlikte hareketi ile erozyon önlenir. AĞAÇLANDIRMA ve EROZYON KONTROLÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nün katkıları ormanlık sahalarda, orman rejimine alınan sahalarda aldığı tedbirler ve diğer kuruluşlarla birlikte ortak projeler üreterek olmaktadır.
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatı olan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Baş Mühendilikleri ve Ağaçlandırm Mühendilikleri ile çalışmalar öncelikle yamaç arazilerde yapılmaktadır.
YAMAÇ ARAZİ ISLAH ÇALIŞMALARI
Teras: Yamaç arazi çalışmalarında öncelikle teraslama çalışmaları gelmektedir. Belirli aralıklarda ve uygun boyutlarda tesviye eğrilerine paralel toprağın işlenmesidir. Teraslar yapıldığı yere ve şekline göre isimlendirilmektedir.
Mera Tipi Teras: Mera sahalarında yüzeysel akışı önleyecek, hayvanların geçişine mani olmayacak şekil ve aralıkta tesis edilirler.
Gradoni Teras: Fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için yamaç arazilerde açılan en ekonomik teraslama şeklidir.
Hendek Tipi Teras: Yine fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için, fazla yamaç suyu olan yerlerde tesis edilen teras tipidir.
Akılcı Tip Teras: Fazla gelen yamaç sularını dere yataklarına göndermek için açılan teraslardır.
Örme Çit: Yerleşim yerlerini tehdit eden gevşek yapılı yamaçlarda toprağı stabil hale getirmek ve ağaçlandırmak için yapılan çalışmalardır.
Çalı Takviyeli Teras: Gevşek yapılı yamaçlarda terasların dayanıklılığın arttırmak için yapılan çalışmalardır.
Otlandırma: Sarp ve gevşek yapılı yamaçlarda, sığ topraklı yerlerde yüzeysel akışı önlemek veya zarar vermeyecek düzeye indirmek üzere yapılan erozyon kontrolu çalışmalarıdır. Ot örtüsünün hem yağmurun darbe tesirini hem de yüzeysel akışı azaltıcı bir rolü vardır. Erozyon kontrolu çalışmalarında mutlaka önem verilmelidir.
Canlandırma Kesimi: Sürgün veren ağaç türlerinin kök ve kütüklerini sürgün vermeye zorlamak üzere yapılan çalışmalardır.
Mera Islah Çalışmaları: Kapalılığı bozulmuş, dejenere olmuş otlak sahaların otlatma planlaması, gübreleme, teraslama çalışmaları ile yapılan erozyon önleyici ve ot üretimini artırıcı çalışmalardır.
MERA ISLAH ÇALIŞMALARI
Yamaç arazi çalışmaları ile birlikte yürütülen çalışamalarımızdır.
• Amaç: Suların yataklarında sebep olduğu taban ve kıyı oyulmalarını önlemektir. Dere içlerinde belirli sıklıkta ve şekilde yapılan bu enine objeler ile derelerde denge meyili sağlanarak, suların hızı azaltılıp oyma ve aşındırma niteliği ortadan kaldırılarak rusubat akışı önlenmekte derenin ekseni istikametine akması sağlanmaktadır. Enine objelerin arkalarının dolmasını takiben yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
• Kuru Duvar Eşik: Harç kullanmadan duvar örmeye elverişli taşların olduğu yerlerde, hesaplanan aralıklarda tesis edililer.
• Harçlı Islah Sekileri: Kurutaş duvarlarının yeterli olmayacağı yerlerde, hesaplanan aralıklarla ve 1,50 – 2,00 m’den yüksek olmamak şartı ile inşa edilirler.
• Canlı Eşikler: Yeterli taşın bulunmadığı yerlerde azami 1,00 m. yükseklikte kazık çalı demetleri, örme materiyali olarak kullanılan dallarla yapılan, oyulmayı önleyici çalışmalardır.
•
RUZGAR EROZYONUNA KARŞI ÇALIŞMALARIMIZ
• Amaç: Kumulların, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini istilasının önlenmesidir.
• Ön Kumul Tespiti ve Fiziki Stabilizasyonu: Rüzgar istikametine dik ve birbirine paralel yapılan cansız perdelerle kumun 3 – 5 metre yüksekliğinde bir yığın teşkil etmesinin sağlanmasıdır. Bu kumul üzerinde yapılan perdeler yüksekliğin 8 – 10 katı mesafedeki alanı rüzgarlardan koruyabilmektedir.
• Ön Kumulun Biyolojik Stabilizasonu ( Devamlı Tedbirler ): Yöreye uygun çok yıllık otsu bitkiler, çalılar ve yalancı akasya, kıbrıs akasyası, fıstık çamı, okaliptüs, dağ selvisi, akasya gibi ağaç türleri ile kumulların devamlı olarak hareketsiz hale getirilmesidir.
• Koruyucu Orman Kuşakları: Tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini rüzgarın zararlı etkisinden ve kumul istilasından korumak için 30 – 60 m. genişlikte 20 – 50 ağaç sırasından oluşan, sırtlarda, su kesimlerinde teis edilen ormanlardır.
• Rüzgar Perdeleri: Tarım alanlarını korumak amacı ile 1- 10 ağaç sırasından, hakim ruzgar istikametlerine dik, birbirine paralel belirli aralıklarda tesis edilen ağaç ve çalılardan oluşan perdelerdir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63′ü çok şiddetli ve şiddetli, %20′si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75′inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5′inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı’na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.
Erozyon ne demek
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsahızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Erozyona yol açan etmenler
1- İklimin yarıkurak olması
2- Bitki örtüsünün tahrip edilmesi
3- Engebeli arazi yapısı ve eğim fazlalığı
4- Meralarda aşırı otlatılma yapılması
5- Toprakların nadasa bırakılması
6- Hızlı nüfus artışı (Bitki örtüsü tahribi, yanlış arazi kullanımı)
7- Eğimli yerlerde tarla açılması ve tarlaların eğime paralel sürülmesi
• Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
• Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
• Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
• Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
• Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
Doğal dengeyi yeniden tesis etmeliyiz. Öncelikle orman varlığımızı kalite ve miktar olarak iyileştirmeli, genel alanımızın % 26′sı civarında olan ormanlarımızı % 30′ların üzerine çıkarmalıyız. Hayvan otlatmayı kontrollü yaptırmalıyız. Ahır hayvancılığını özendirmeliyiz. Meraları ıslah etmeliyiz. Yanlış arazi kullanmayı önlemeliyiz. Milletçe el ele vererek fidan dikmeliyiz. Unutmamalıyız ki ormanalrımız toprağı koruyan, su kaynaklarını geliştiren, havayı temizleyen yapısıyla milli servetimizdir. Korursak kendini yeniler, gelişir.
Erozyon kontrol çalışmaları tek bir kuruluşun, şahsın çalışmaları ile önlenemez. Birlikten güç doğar ilkesi bu çalışmalar için de geçerlidir. Bir havzada faaliyet gösteren tüm kuruluşların ve halkın birlikte hareketi ile erozyon önlenir. AĞAÇLANDIRMA ve EROZYON KONTROLÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nün katkıları ormanlık sahalarda, orman rejimine alınan sahalarda aldığı tedbirler ve diğer kuruluşlarla birlikte ortak projeler üreterek olmaktadır.
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatı olan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Baş Mühendilikleri ve Ağaçlandırm Mühendilikleri ile çalışmalar öncelikle yamaç arazilerde yapılmaktadır.
YAMAÇ ARAZİ ISLAH ÇALIŞMALARI
Teras: Yamaç arazi çalışmalarında öncelikle teraslama çalışmaları gelmektedir. Belirli aralıklarda ve uygun boyutlarda tesviye eğrilerine paralel toprağın işlenmesidir. Teraslar yapıldığı yere ve şekline göre isimlendirilmektedir.
Mera Tipi Teras: Mera sahalarında yüzeysel akışı önleyecek, hayvanların geçişine mani olmayacak şekil ve aralıkta tesis edilirler.
Gradoni Teras: Fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için yamaç arazilerde açılan en ekonomik teraslama şeklidir.
Hendek Tipi Teras: Yine fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için, fazla yamaç suyu olan yerlerde tesis edilen teras tipidir.
Akılcı Tip Teras: Fazla gelen yamaç sularını dere yataklarına göndermek için açılan teraslardır.
Örme Çit: Yerleşim yerlerini tehdit eden gevşek yapılı yamaçlarda toprağı stabil hale getirmek ve ağaçlandırmak için yapılan çalışmalardır.
Çalı Takviyeli Teras: Gevşek yapılı yamaçlarda terasların dayanıklılığın arttırmak için yapılan çalışmalardır.
Otlandırma: Sarp ve gevşek yapılı yamaçlarda, sığ topraklı yerlerde yüzeysel akışı önlemek veya zarar vermeyecek düzeye indirmek üzere yapılan erozyon kontrolu çalışmalarıdır. Ot örtüsünün hem yağmurun darbe tesirini hem de yüzeysel akışı azaltıcı bir rolü vardır. Erozyon kontrolu çalışmalarında mutlaka önem verilmelidir.
Canlandırma Kesimi: Sürgün veren ağaç türlerinin kök ve kütüklerini sürgün vermeye zorlamak üzere yapılan çalışmalardır.
Mera Islah Çalışmaları: Kapalılığı bozulmuş, dejenere olmuş otlak sahaların otlatma planlaması, gübreleme, teraslama çalışmaları ile yapılan erozyon önleyici ve ot üretimini artırıcı çalışmalardır.
MERA ISLAH ÇALIŞMALARI
Yamaç arazi çalışmaları ile birlikte yürütülen çalışamalarımızdır.
• Amaç: Suların yataklarında sebep olduğu taban ve kıyı oyulmalarını önlemektir. Dere içlerinde belirli sıklıkta ve şekilde yapılan bu enine objeler ile derelerde denge meyili sağlanarak, suların hızı azaltılıp oyma ve aşındırma niteliği ortadan kaldırılarak rusubat akışı önlenmekte derenin ekseni istikametine akması sağlanmaktadır. Enine objelerin arkalarının dolmasını takiben yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
• Kuru Duvar Eşik: Harç kullanmadan duvar örmeye elverişli taşların olduğu yerlerde, hesaplanan aralıklarda tesis edililer.
• Harçlı Islah Sekileri: Kurutaş duvarlarının yeterli olmayacağı yerlerde, hesaplanan aralıklarla ve 1,50 – 2,00 m’den yüksek olmamak şartı ile inşa edilirler.
• Canlı Eşikler: Yeterli taşın bulunmadığı yerlerde azami 1,00 m. yükseklikte kazık çalı demetleri, örme materiyali olarak kullanılan dallarla yapılan, oyulmayı önleyici çalışmalardır.
•
RUZGAR EROZYONUNA KARŞI ÇALIŞMALARIMIZ
• Amaç: Kumulların, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini istilasının önlenmesidir.
• Ön Kumul Tespiti ve Fiziki Stabilizasyonu: Rüzgar istikametine dik ve birbirine paralel yapılan cansız perdelerle kumun 3 – 5 metre yüksekliğinde bir yığın teşkil etmesinin sağlanmasıdır. Bu kumul üzerinde yapılan perdeler yüksekliğin 8 – 10 katı mesafedeki alanı rüzgarlardan koruyabilmektedir.
• Ön Kumulun Biyolojik Stabilizasonu ( Devamlı Tedbirler ): Yöreye uygun çok yıllık otsu bitkiler, çalılar ve yalancı akasya, kıbrıs akasyası, fıstık çamı, okaliptüs, dağ selvisi, akasya gibi ağaç türleri ile kumulların devamlı olarak hareketsiz hale getirilmesidir.
• Koruyucu Orman Kuşakları: Tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini rüzgarın zararlı etkisinden ve kumul istilasından korumak için 30 – 60 m. genişlikte 20 – 50 ağaç sırasından oluşan, sırtlarda, su kesimlerinde teis edilen ormanlardır.
• Rüzgar Perdeleri: Tarım alanlarını korumak amacı ile 1- 10 ağaç sırasından, hakim ruzgar istikametlerine dik, birbirine paralel belirli aralıklarda tesis edilen ağaç ve çalılardan oluşan perdelerdir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63′ü çok şiddetli ve şiddetli, %20′si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75′inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5′inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı’na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.
Erozyonun zararları nelerdir
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsahızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Erozyona yol açan etmenler
1- İklimin yarıkurak olması
2- Bitki örtüsünün tahrip edilmesi
3- Engebeli arazi yapısı ve eğim fazlalığı
4- Meralarda aşırı otlatılma yapılması
5- Toprakların nadasa bırakılması
6- Hızlı nüfus artışı (Bitki örtüsü tahribi, yanlış arazi kullanımı)
7- Eğimli yerlerde tarla açılması ve tarlaların eğime paralel sürülmesi
• Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
• Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
• Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
• Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
• Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
Doğal dengeyi yeniden tesis etmeliyiz. Öncelikle orman varlığımızı kalite ve miktar olarak iyileştirmeli, genel alanımızın % 26′sı civarında olan ormanlarımızı % 30′ların üzerine çıkarmalıyız. Hayvan otlatmayı kontrollü yaptırmalıyız. Ahır hayvancılığını özendirmeliyiz. Meraları ıslah etmeliyiz. Yanlış arazi kullanmayı önlemeliyiz. Milletçe el ele vererek fidan dikmeliyiz. Unutmamalıyız ki ormanalrımız toprağı koruyan, su kaynaklarını geliştiren, havayı temizleyen yapısıyla milli servetimizdir. Korursak kendini yeniler, gelişir.
Erozyon kontrol çalışmaları tek bir kuruluşun, şahsın çalışmaları ile önlenemez. Birlikten güç doğar ilkesi bu çalışmalar için de geçerlidir. Bir havzada faaliyet gösteren tüm kuruluşların ve halkın birlikte hareketi ile erozyon önlenir. AĞAÇLANDIRMA ve EROZYON KONTROLÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nün katkıları ormanlık sahalarda, orman rejimine alınan sahalarda aldığı tedbirler ve diğer kuruluşlarla birlikte ortak projeler üreterek olmaktadır.
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatı olan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Baş Mühendilikleri ve Ağaçlandırm Mühendilikleri ile çalışmalar öncelikle yamaç arazilerde yapılmaktadır.
YAMAÇ ARAZİ ISLAH ÇALIŞMALARI
Teras: Yamaç arazi çalışmalarında öncelikle teraslama çalışmaları gelmektedir. Belirli aralıklarda ve uygun boyutlarda tesviye eğrilerine paralel toprağın işlenmesidir. Teraslar yapıldığı yere ve şekline göre isimlendirilmektedir.
Mera Tipi Teras: Mera sahalarında yüzeysel akışı önleyecek, hayvanların geçişine mani olmayacak şekil ve aralıkta tesis edilirler.
Gradoni Teras: Fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için yamaç arazilerde açılan en ekonomik teraslama şeklidir.
Hendek Tipi Teras: Yine fidan dikmek, yüzeysel akışı önlemek için, fazla yamaç suyu olan yerlerde tesis edilen teras tipidir.
Akılcı Tip Teras: Fazla gelen yamaç sularını dere yataklarına göndermek için açılan teraslardır.
Örme Çit: Yerleşim yerlerini tehdit eden gevşek yapılı yamaçlarda toprağı stabil hale getirmek ve ağaçlandırmak için yapılan çalışmalardır.
Çalı Takviyeli Teras: Gevşek yapılı yamaçlarda terasların dayanıklılığın arttırmak için yapılan çalışmalardır.
Otlandırma: Sarp ve gevşek yapılı yamaçlarda, sığ topraklı yerlerde yüzeysel akışı önlemek veya zarar vermeyecek düzeye indirmek üzere yapılan erozyon kontrolu çalışmalarıdır. Ot örtüsünün hem yağmurun darbe tesirini hem de yüzeysel akışı azaltıcı bir rolü vardır. Erozyon kontrolu çalışmalarında mutlaka önem verilmelidir.
Canlandırma Kesimi: Sürgün veren ağaç türlerinin kök ve kütüklerini sürgün vermeye zorlamak üzere yapılan çalışmalardır.
Mera Islah Çalışmaları: Kapalılığı bozulmuş, dejenere olmuş otlak sahaların otlatma planlaması, gübreleme, teraslama çalışmaları ile yapılan erozyon önleyici ve ot üretimini artırıcı çalışmalardır.
MERA ISLAH ÇALIŞMALARI
Yamaç arazi çalışmaları ile birlikte yürütülen çalışamalarımızdır.
• Amaç: Suların yataklarında sebep olduğu taban ve kıyı oyulmalarını önlemektir. Dere içlerinde belirli sıklıkta ve şekilde yapılan bu enine objeler ile derelerde denge meyili sağlanarak, suların hızı azaltılıp oyma ve aşındırma niteliği ortadan kaldırılarak rusubat akışı önlenmekte derenin ekseni istikametine akması sağlanmaktadır. Enine objelerin arkalarının dolmasını takiben yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
• Kuru Duvar Eşik: Harç kullanmadan duvar örmeye elverişli taşların olduğu yerlerde, hesaplanan aralıklarda tesis edililer.
• Harçlı Islah Sekileri: Kurutaş duvarlarının yeterli olmayacağı yerlerde, hesaplanan aralıklarla ve 1,50 – 2,00 m’den yüksek olmamak şartı ile inşa edilirler.
• Canlı Eşikler: Yeterli taşın bulunmadığı yerlerde azami 1,00 m. yükseklikte kazık çalı demetleri, örme materiyali olarak kullanılan dallarla yapılan, oyulmayı önleyici çalışmalardır.
•
RUZGAR EROZYONUNA KARŞI ÇALIŞMALARIMIZ
• Amaç: Kumulların, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini istilasının önlenmesidir.
• Ön Kumul Tespiti ve Fiziki Stabilizasyonu: Rüzgar istikametine dik ve birbirine paralel yapılan cansız perdelerle kumun 3 – 5 metre yüksekliğinde bir yığın teşkil etmesinin sağlanmasıdır. Bu kumul üzerinde yapılan perdeler yüksekliğin 8 – 10 katı mesafedeki alanı rüzgarlardan koruyabilmektedir.
• Ön Kumulun Biyolojik Stabilizasonu ( Devamlı Tedbirler ): Yöreye uygun çok yıllık otsu bitkiler, çalılar ve yalancı akasya, kıbrıs akasyası, fıstık çamı, okaliptüs, dağ selvisi, akasya gibi ağaç türleri ile kumulların devamlı olarak hareketsiz hale getirilmesidir.
• Koruyucu Orman Kuşakları: Tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini rüzgarın zararlı etkisinden ve kumul istilasından korumak için 30 – 60 m. genişlikte 20 – 50 ağaç sırasından oluşan, sırtlarda, su kesimlerinde teis edilen ormanlardır.
• Rüzgar Perdeleri: Tarım alanlarını korumak amacı ile 1- 10 ağaç sırasından, hakim ruzgar istikametlerine dik, birbirine paralel belirli aralıklarda tesis edilen ağaç ve çalılardan oluşan perdelerdir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyan etmektedir. Arazinin %63′ü çok şiddetli ve şiddetli, %20′si ise orta şiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyon hektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyük ölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75′inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyon görülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0 milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tüm ülke topraklarının %86.5′inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 bin hektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya ve dolaylarında görülmektedir.
Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD’nin 7, Avrupa’nın 17 ve Afrika’nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri, yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Her yıl Keban barajı’na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonun hızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996 yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak elden çıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanların yaklaşık onda birine yaklaşmıştır.












